Ya Evinize Çat Kapı Misafir Gelirse

aynen aktarıyorum sevgili Neşvünema Bulmak arkadaşımın , kendimden çok şey bulduğum ve duygularımı neredeyse aynen ifade eden yazısını   


“Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, sahiplerinden izin almadıkça ve onlara selam vermedikçe girmeyiniz.

Eğer iyice düşünürseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Eğer o evde kimseyi bulamazsanız size izin verinceye kadar girmeyin. Eğer size geri dönün denilirse dönüp geri dönün. Bu sizin için daha temiz (bir davranış)tır. Allah yaptıklarınızı bilendir”
(Nûr Suresi, 24, 27, 28)

Bazen kendimize bile itiraf edemediğimiz durumlar vardır. Onlar bizim en insansı yanlarımızdan olsa da, kimseler bilmesin isteriz. Oysa pek çok insan hayatının bir döneminde bu tür durumlarla karşılaşmıştır.

Unutulmaması gereken bir durum var ki; Ne kadar samimi olursanız olun, bir eve çat kapı girmek, Peygamber ahlakına uymayan bir davranıştır…

İzleyici maillerinden yola çıkarak yazdığım bu yazımda bakalım siz ne kadar kendinizi bulacaksınız..:)

Ya Çat Kapı Misafir Gelirse?

Eskiden böyle değildim ben…

Daha düzenli, daha temiz bir kadındım…

Hergün sabah kalktığımda evimi düzenler, işlerimi yoluna koyardım. Tanıyanlar gıptayla bakardı bana…

Ne olduysa bu çocuklardan sonra oldu. Kızım doğduktan sonra evde bazı yerleri eskisi gibi düzenli tutamamaya başlamıştım. Çekmecelerim, dolap içlerim öyle kalem gibi olmuyordu nedense…

İkinci olarak oğlum doğduktan, hele yürümeye başladıktan sonra, ben bambaşka bir kadın olup çıkmıştım sanki. Eski düzenim, temizliğimden eser kalmamıştı.

Bazen kendime bile itiraf etmeye utanıyorum ama, en büyük korkum: “Aniden kapı çalarsa, misafir gelirse” oldu. “Birgün sana geleceğiz” diyen arkadaşlara sıkı sıkı tembihliyorum: “Sakın çat kapı gelmeyin haa! Bazen dışarı çıkıyorum. Boşa gelmiş olmayasanız!” Aslında tek derdim evimi dağınık görmeleri…

Haber verip geldiklerinde de çok rahat değilim. Onlar gelmeden, etrafta bulduğum ufak tefek herşeyi çekmece ve dolaplara sıkıştırıyorum. Misafirin çocuğu veya benimkiler, çekmece, dolap karıştıracak, içlerinin dağınıklığı görünecek diye ödüm kopuyor…

Mutfakta tezgah altım bir türlü düzelmiyor. Baharat dolabım çok karıştı. Buzdolabımın içi tam bir facia! Ama hepsi benim suçum mu? Gün içinde nasıl aceleyle iş yapıyorum, kimse bilmiyor. Şöyle ayaklarımı uzatıp dinlenecek vakit bulamıyorum.

Yok yok, çok dağınık ve çok pasaklı oldum ben, eskisi gibi hiç değilim… Geçen gün aniden kapıyı çalan komşumu 5 dakika beklettim kapıda. Odada elime geçeni kanepenin altına tıktım. Mutfak kapısını sıkıca kapadım, çünkü tezgahımın üzeri doluydu. Kapıyı açınca birde küçük yalan söyleyiverdim. “Lavabodaydım Ayşe abla, kusura bakma” diye…Sırtımdan akan terleri anlatmamın imkanı yok…

Titiz insanlar kabusum oldu. Evime gelip oraya buraya bakınmalarından hoşlanmıyorum. Hatta evlerine gitsem, o titizlikleri, her yerlerinin düzenli olması rahatsız ediyor beni.

Hele arkadaşlarla her bir araya gelişimizde, nasıl temizlik yaptıklarından, titizliklerinden bahsetmeleri yokmu, çıldırıyorum! “Ben çok mu pisim acaba?” diye yeyip bitiriyorum kendimi. Eee Aysel’le, Jülide’nin yardımcı kadınları var tabi. Bende yardımcıya verecek para nerdeee….

Eve dönünce karar veriyorum: “Yarın bu ev pırıl pırıl olacak!” diye. Ama sadece karar veriyorum. Camı silsem kapı kalıyor, salonu temizlesem, mutfak kalıyor, süpürsem silemiyorum, toplasam, toz alamıyorum. Velhasıl bu evin iki yakası bir araya gelmiyor!

Eskisi gibi temiz ve düzenli olamamanın verdiği iç sıkıntısını çoğu kez çocuklardan çıkarıyorum. Kızım kaşıkları, tencereleri salona taşıyor. Oğlum kağıtları kırpıp etrafa atmaya bayılıyor. Her yer oyuncak, kağıt parçaları, çıkarılıp atılmış çoraplar… Gün içinde bağırıp duruyorum onlara. Ne yapmak istediğimi anlamıyorlar gerçi, masum masum yüzüme bakıyor yavrularım…

Hiç bir işe yetişemez oldum artık. Her gece yorgun bir bedenle yatağa yatıyorum. Off her yerim ezilmiş sanki. Sabah kalkıp yine onca işle boğuşup duracağım.

Ve aklımda hep  içimi sıkan o soru olacak: “Ya çat kapı misafir gelirse?”


Kaynak: www.risaleajans.com... tık tık